Savant Sendorumu ve Otistik Dahiler

Diğer insanlara sıkıcı gelen uğraşlar otistleri mutlu ediyor ki bu da eşsiz bellek yetilerinin bir koşulu. Fakat ‘uzmanlıklarını’ sadece ‘kuru ezber ve alıştırmalara’ borçlu değiller, örneğin günleri hesaplarken karmaşık matematik formüllerini kendi kendine geliştirdikleri sanılıyor.

Howard Potter boğazına düşkün biri, özellikle de patates püresi ve bezelyeyi çok seviyor. Bir keresinde henüz çocukken bir öğle yemeğinde kardeşinin tabağındaki bezelyelere göz attığında ‘Ona iki tane daha fazla bezelye koydun’ diye yakınmıştı. Ve annesi büyük bir şaşkınlıkla bezelyeleri saydığında Howard’ın haklı olduğunu görmüş.

Howard bugün 37 yaşında ve ailesiyle birlikte yaşıyor. Genç adamın sayılara karşı tuhaf bir duyarlılığı var. Bir sayının karekökünü ya da 1 Eylül 30 000’in hangi güne geleceğini bir çırpıda hesaplayıveriyor.

Bebekken uykusuzmuş

Bebekken oldukça uykusuz olan Howard’ın takvime olan ilgisi çok erken yaşta başlamış. Hiçbir zaman insanların yüzüne bakmaz ve iletişim kuramazdı diye anlatıyor annesi. Howard bir otist. İlkokulda çok zorlanmış, hatta zeka testinde de ancak 90’ın biraz üzerine ulaşabilmişti Ğ yani ortalamanın altındaydı. Hiçbir zaman meslek sahibi olamadığı için de hala ailesine bağımlı olarak yaşıyor.

Ama geçtiğimiz yıllarda yine de çok şey öğrenmiş. Diğer insanlara gülümsemek ya da köşedeki dükkandan çikolata almak gibi. Bununla birlikte ara sıra sokakta karşı karşıya geçerken sanki aklını kaçırmış gibi birden bire yolun ortasında öylece dikiliverdiği zamanlar da oluyor. .

İsviçre’nin şampiyonluğu

Howard’la konuşmak hiç de kolay değil. Yalnızca somut sorulara yanıt veriyor: İsviçre en son hangi yılda futbol dünya şampiyonasına katıldı? ‘1994’. Kısa bir süre sonra da: ‘Daha önceleri de 1962 ve 1966 yıllarında katılmıştı’ diye ekliyor.

Howard gibi insanlar bilim dünyasını şaşırtır. Ne de olsa ilginç yetenekleri ortalamanın altındaki zekayla çelişmekte. İngilizce’de Savants olarak adlandırılan bu kişilere eskiden ‘idiots savants’ (budala bilginler) deniyordu.

Bugün dünya genelinde yaklaşık olarak 50 Savant yaşıyor. İngiliz Christopher Taylor kendi kendine Fince, Lehçe ve diğer birçok dili öğrenmiş. Gözleri görmeyen Amerikalı Leslie Lemke ise hayatında hiçbir zaman piyano dersi almamasına rağmen radyoda dinlemiş olduğu Çaykovski’nin birinci piyano konçertosunu hatasız olarak çalabiliyor. İngiliz Joshua Whiethouse henüz dokuz yaşındayken sadece televizyonda görmüş olduğu New York’u mükemmel bir şekilde resmetmişti.

Nasıl beceriyorlar?

Peki Savantlar bunları nasıl becerebiliyorlar? Ve niçin diğer alanlarda aynı başarıyı gösteremiyorlar? Bu tür sorularla psikolog ve sinirbilimcilerini bile zorluyor. Hatta her insanın gizli bir Savant olduğunu bile öne sürenler var. Beynimizde olağanüstü bir duyma, resim ve matematik yetisi saklı diyor bilim adamları.

Ancak bugüne değin bilinen tüm Savantların otist olduğu da bir gerçek. Bu yüzden otizmin iyice anlaşılması gizemli Savant sendromunun açıklanmasında önemli bir çıkış noktası olmuştur.

Londra Üniversitesi psikoloji profesörü Beate Hermelin, otizm ve Savant araştırmaları konusunda bir numara. Çocukluğunda Sigmund Freud’un kucağında oturduğunu söyleyen Hermelin bugün 85 yaşında olmasına rağmen hala bilim yapıyor.

Bir yakının arkadaşı olan Freud’a hala hayranlık duysa da derinlik psikolojisi (psikanaliz) kendi uzmanlık dalında bazı yanılgılara yol açmış. ‘Otizmin kökleri erken çocukluk dönemindeki travmalara inmiyor’ diye düzeltiyor eski teoriyi uzman. Yani olumsuz deneyimlerin psikanalitik yöntemlerle araştırılması yararsız.

Otistlerin şaşırtıcı dünyası

Otizmin ilk tanısı, rahatsızlığı, 1940’lı yıllarda ‘Diğer insanlarla iletişim zorluğu’ şeklinde açıklayan Amerikalı çocuk psikiyatrı Leo Kanner’e kadar uzanır. Otistler diğer insanları obje gibi algıladıklarından, düşüncelere ve duygulara sahip olduklarını kavrayamıyorlar. Diğer belirtiler ise kısıtlı ilgi alanı, konuşma bozukluğu ve bazı olaylara takılıp kalmaktır.

Hermelin, otistlerin dünyayı ‘tehlikeli ve kontrol edilemez bir kaos’ olarak algıladıklarını düşünüyor. Bu nedenle rahatlatıcı etki yapan ritüel davranışlara sığınmalarını pek şaşırtıcı değildir. Mesela Howard’ın gözlük sapıyla dakikalarca dolabın üzerindeki tozları kazıması gibi.

Takvimlerdeki düzen birçok otistin ilgisini çekiyor diyor Hermelin. Ve diğer insanlara sıkıcı gelen uğraşlar otistleri mutlu ediyor ki bu da eşsiz bellek yetilerinin bir koşuludur. Fakat ‘uzmanlıklarını’ sadece ‘kuru ezber ve alıştırmalara’ borçlu olmadıklarını söyleyen Hermelin, Howard’ın günleri hesaplarken yararlandığı karmaşık matematik formüllerini kendi kendine geliştirdiğini sanıyor.

Filme konu oluyor

Araştırmacı ilk deneylerinden birinde otistleri ve aynı zeka seviyesindeki diğer kişileri karşılaştırırken deneklerden, ‘Neşeli çocuklar keyifle oynuyorlar’ gibi anlamlı ve ‘Yumuşak çerçeveler hırslı yiyorlar’ gibi anlamsız cümleleri ezberlemeleri istemiş.

Otist olmayanlar anlamlı cümleleri daha kolay hatırlarken, bu kriterler otistlerde hiçbir şey ifade etmemiş. Hermelin’e göre otistler dikkatlerini algılananların birleştirilmesine, kavramlara ve anılara vermek yerine kısıtlı bilgiler ve detaylarla ilgileniyorlar.

Hermelin, pilot araştırması sayesinde bilim dünyasında önemli bir yer edindikten bir müddet sonra Dustin Hoffman, ‘Yağmur Adam’ filmindeki rolü için otistlerin matematik yetisi hakkında bilgi isteyince, Hermelin’in araştırma sonuçlarının bir kısmı böylece filmdeki Raimund rolünde kullanılmış. Örneğin kutusundan dökülen kibrit çöplerinin sayısını tek bakışta bulmak gibi.

Düşünce tarzları ilginç

Savantların güçlü yönleri aynı zamanda zayıflıklarıdır diyor Hermelin. Yetenekli otistler bile detaylara bakmaktan bütünü göremiyorlar. Örneğin otist bir kıza bir yatak resmi gösterildiğinde yorganı ve çarşafı hemen tanımış; fakat kenarı fırfırlı yastık gösterince araştırmacının aldığı yanıt, Ravioli olmuş. Çünkü yastık, gerçekten de Ravioli biçimindeymiş.

Hermelin, otist ve savantların düşünme tarzlarını araştırırken sinirbilimcileri de sonuçları değerlendirmeye çalışıyorlar.

‘Otistlerde, beynin yüksek işlevli bölgeleri çalışmıyor’ diyor Avustralya Ulusal Üniversitesi’ne bağlı Zeka Araştırmaları Merkezi’nden Allan Snyder. Bu yüzden de kavramsal düşünme yetisinden yoksun olan otistler, bir tür ‘filtre edilmemiş bilgi işlem mekanizmasına’ sahiptir ki bu da onlara büyük bir avantaj sağlar. Bunu görme süreciyle karşıtlaştırabiliriz diyor Snyder.

Ağtabaka uyarıldığında, görüntünün bilinçli bir şekilde algılanması yaklaşık olarak bir çeyrek saniye içinde gerçekleşir. O andan itibaren resmin rengi, biçimi ve mekan içindeki konumu uzmanlaşmış beyin bölgeleri tarafından işlenmekte. Farklı izlenimler önce bir motifte birleştirildikten sonra bunu anlamlarla birleştiren beyin bölgeleri devreye girer. Son ürün ise bilincimize yansır.

Oysa savantlarda tüm ara adımlar süzülmeden bilince ulaşır, dolayısıyla da resim tüm detaylarıyla birlikte görülür. Tıpkı fotoğraftaki piksellerin ayrı ayrı görülmesi gibi diye açıklıyor bu durumu Snyder.

İki farklı ağ

Araştırmacı bellek işlemlerinde iki farklı ağın bulunduğunu sanıyor: biri dallı budaklı semantik ve kavramsal zekayla, diğeri ise daha basit olan ve yüksek işlevli bellekle bağlantılı olmayan otomatik bellekle ilgili. Normal insanlarda diyor Snyder, basit ağ düzenindeki elektrik etkinliği daha karmaşık olanın yanında zayıf kalır; oysa savantlarda tam tersi bir durum söz konusu. Peki ama neden?

Bu sorunun yanıtıyla ilgili ilk kanıtlar yetmişli yıllardaki bir pilot araştırmayla ortaya çıkmıştı. Otistlerin beyinlerini mercek altına alan nörobiyologlar 17 otistten 15’inin sol beyin yarısında bazı bozukluklar saptadılar ve bu 15 otistin tümü de savant idi.

Hemen hemen tüm savantların kısıtlı yetileri matematik, müzik veya resimle ilgili yeteneklerin işlendiği sağ beyin yarısında yer almakta. Nörobiyologlar, savantlarda, sağ beyin yarısının sol beyin yarısındaki bozuklukları telafi ettiğini düşünüyorlar. Ve bu durum genelde embriyon gelişimi sırasında yaşanan bir testosteron zehirlenmesine bağlanmakta.

Sol beyin yarısının gelişimi kural olarak sağ beyin yarısından daha uzun sürer. Bu nedenle de bu hassas dönemde doğum öncesi etkilerden zarar görme olasılığı daha fazladır. Testosteron hormonu erkek ceninde sol beyin yarısındaki sinirsel işlevleri zayıflatabiliyor. İşte bu yüzden de erkeklerde sağ beyin yarısı daha büyüktür.

Türkçe de biliyor

Otizm ve savant sendromu gerçekten de erkeklerde daha sık görülmekte. Amerikalı psikiyatr ve savant araştırmacısı Darold Treffert gibi uzmanlar sol beyin yarısındaki bozuklukların kavramsal süreçleri engellediğini ya da zayıflattığını tahmin ediyorlar. Bu nedenle de savantlar daha basit ağ sistemiyle idare etmek zorundalar.

Bilim adamları bununla birlikte Christopher Taylor’un yeteneklerini beyin yarısı teorisiyle çözemediler. Kısıtlı yetisi dille ilgili. Ve beyin araştırmacıları (Christopher gibi sağ elini kullananlarda) konuşma merkezini, sol beyin yarısına sınıflandırıyorlar. Christopher bugün kırklı yaşlarda ve savantlar arasında bile bir istisna sayılır.

Bugüne değin Danca, Fince, Fransızca, Yunanca, Hintçe, İtalyanca, Norveççe, Portekizce, Rusça, İsveççe, Türkçe ve hatta Tuareg’lerin Berberi dili de dahil olmak üzere 20’inin üzerinde yabancı dil öğrenmiş. ‘Christopher bu açıdan otistlerin tipik kavramsal stratejilerinden ayrılıyor’ diye açıklıyor Hermelin.

Fakat Christopher, mesela dillerin sözcük veya hece gibi elementlerini öğrenirken, gramer veya semantik yönlerini dikkate almıyor. Örneğin ‘Who can speak German?’ sorusunu ‘Kim bilir konuşmak Almanca ?’ şeklinde çeviriyor. Ama buna rağmen yine de müthiş bir yeteneğe sahip: Kısa bir süre önce gerçekleştirilen dil testinde iki dille büyüyen Londra Üniversitesi Fransız Filolojisi profesörüyle yarışacak kadar başarılı olmuş Christopher.

Örtülü olarak herkeste var

Bazı beyin araştırmacıları tüm insanların gen bazından teorik olarak bu tür dil yetisine sahip olduğunu sanıyorlar. Snyder örneğin, savant türü düşünme tarzının normal insanın beyninde de bilinçsiz olarak varolduğunu ancak bunların daha kavramsal süreçlerle örtüldüğünü öne sürüyor. Demek ki hepimiz otistler gibi düşünmeyi öğrenebiliriz.

Hatta bu hedefi yakalamış insanlar bile var, her ne kadar zorunlu olarak olsa da. Yucaipa Crafton Hills Koleji (Kaliforniya) sinirbilimcileri sol şakağına mermi saplanan dokuz yaşındaki bir çocuğu muayene etmişlerdi. Kaza sonucunda sağır ve dilsiz olan çocuk zihinsel yetilerini de yitirmesine karşın ilginç bir biçimde olağanüstü yetenekler kazanarak birden bire yarış motosikletleri ya da teknik aletler tasarlamaya başlamıştı.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Bruce Miller ise frontal (alın) ve temporal (şakak) kemiklerinde hasarlar bulunan 12 hastayı kontrolden geçirdikten sonra hastaların, hastalığın başlangıcından itibaren birden bire kısıtlı yetenekler geliştirdiklerini saptamış. Bazıları birden bire mükemmel resim yapmaya başlarken, diğerleri de olağanüstü bir işitme duyusuna kavuşmuştu. Tüm hastalardaki hasarlar beynin sağ yarısındaydı.

İlk kanıtlar

Ve Miller, beyin etkinliklerini dokuz yaşındaki bir savantla karşılaştırıp önemli benzerlikler bulunca, beyin yaralanmalarının normal insanları savanta dönüştürebildiğinden yola çıkan bilim adamları ilgili bölgelerde hedefe uygun bir uyarımın etkisinin bulunabileceğini düşünmeye başladılar.

Ve böylece Flinders Üniversitesi (Adelaide, Avustralya) bilim adamlarından Robyn Young konuyla ilgili ilk sağlam kanıtları sundu. Kafaiçi manyetik uyarımın yinelenerek verilmesine dayanan yöntemden (rTMS: repetetive Transcranial Magnetic Simulation) yararlanan Young, Miller’in hastalarında hasarlı olan şakak loplarındaki bir bölgeyi uyarmak için 17 öğrencinin kafasına metal bobinleri iliştirdikten sonra beyinlerinde elektrik akımlarını harekete geçiren bir manyetik alan yaratmış.

Deneklerden beşi uyarımlar sayesinde savantlardakine benzer yetiler kazanırken, bazıları takvim dahisi olmuş. Hatta içlerinden biri birden bire mükemmel hayvan resimleri yapmaya başladı diyor Young, fakat aleti kapattığında denek bu yetisini kaybetmişti.

Peki ama deneklerin üçte ikisinden fazlası uyarımlara neden hiç reaksiyon göstermemişti? Young, kalıtımın da önemli bir rol oynadığını tahmin ediyor. ‘Bana göre hepimiz tüm biyolojik koşullara sahibiz. Ama bilindiği gibi yine de her insan futbol yıldızı olamıyor.’

Die Zeit’da yer alan araştırmaya göre (30/03) Tübingen Üniversitesi’nden Niels Birbaumer buna karşın zihinsel yetilerin sadece doğru alıştırmaların bir sonucu olduğuna inanıyor. Birçok uzmanın bu görüşe katılmaması bile sinirbilimciyi rahatsız etmiyor.

Şu sıralar çok sayıda savantın beyin akımlarını kaydetmekle uğraşan bilim adamı çok yakında öğrencilerine benzer uyarım potansiyellerini beyinlerinde üretmelerini öğretecek. ‘Hepimizde savantlık var’ diyor Birbaumer. ‘Yapmamız gereken şey sadece Yağmur Adamı eğitmektir.’

Explore posts in the same categories: Deha ve Zeka Üzerine

Etiketler: ,

You can comment below, or link to this permanent URL from your own site.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: